“Hepimizin ayrımcılık, dışlanma, gurbet, kabul, yalnızlık yaralarına dokundu. Bütün salon birlikte ağlayarak katarsis yaşadık Belki de daha önce hiç yaşamadığım bir biraradalık hissi yarattı bu duygu. Sanırım katarsisin tam olarak nasıl çalıştığını ilk kez gerçekten deneyimledim.”
Şule Ateş
“İkinci kez izledim, defalarca izleyebilirim. İnsanlar arasındaki mesafe değil de anlamsız kibrin bizi bizden uzaklaştırdığını hatırlamak için düzenli aralıklarla izlenmeli. “Nasıl olur ki”den ziyade “Nasıl farkına varamadık” diye düşündürürken gözlerimi dolduran, tanıdığım tanımadığım herkese ulaşsın istediğim harika bir eser ortaya çıkarmışsınız.”
Hatice Aktaş
“Ben Çağla. Ben bir öykü yazdım. Bu öyküyü yazabilmenin temel nedeni Tükland oyunu oldu. Arkadaşım Ilgıt’ı izlemeye geldiğim oyunda kendimi buldum. Yani senelerdir peşinde koştuğum soruların cevabı ‘valiz çocuk’ tanımlamasında saklıymış. O gün çok ağladım oyunda ve o ağlama şifa gibi geldi. O gün oyun sonrası hep aynı şeyi düşündüm; bir insan nasıl oluyorda yaralarını bu kadar cesurca anlatıyordu?
Sonra yine senin İnstagram Story’nde ‘Açık Çağrı: Hatıra’ başlıklı projeyi gördüm. Hemen kolları sıvadım ve küçük bir hikaye yazdım.
Sevgili Dilşad, sana çok ama çok teşekkür ederim. Yüreğini bu kadar cesurca açtığın için. Hayatımın en anlatılamaz yoluna girdim sayende.”
Çağla Öztürk
“Avustralya’da yaşayan ırkçılık görmemiş ve sonradan göçmüş biri olarak hüzünlenerek izledim, çok duygulandım.”
Nazlı Sönmezocak Çalşimşek

“Köln’e geldiğinde sahnede anlattıklarını anlatım tarzına, açıklığına, doğallığına hayran kaldım. O kadar etkilendim ki. Bir çok yerde kendimi buldum. Ve benim pek de üzerine düşmediğim konular halbuki benide yaralamış. Hep normal sanmışız. Hani diğer arkadaşlar da Türk olup aynı kaderi paylaşınca bu kaderin kişiliğimizi nasıl etkilediğini hiç düşünmemiştim.
Halbuki nasıl yormuşum kendimi beğendirmeye çalışmaktan. Hep kendimi eksik biraz da ezik hissetmekten (Weihnachten ne bilmiyorsun, onların çocuk şarkılarını tanımıyorsun, Ostern’de sana yumurta alınmıyor vs). O yaşta kendimi ifade edememekten, adalete olan güvenin sarsılmasından. Başka olmanın bir suç gibi yargılanmasından.
(…) Sezen’in bir şarkısı var ya: “Bu kızı yeniden büyütmeliyim, farkındayım…”
Tam da öyle yapmalıyız. Onun elinden tutup bugünkü mükemmel hayatı göstermeliyiz. Onu çok övmeliyiz. Ne kadar güçlü diye. Ve onu çocukça şımartmayı da ihmal etmemeliyiz.”
Sevgi Karapınar
“Oturduğum yere çakılmış halde soluksuz izledim.”
Yasemin Aydın
“Gösteri sonunda tartışma, soru sorma olması toplumu düşünmeye, sorgulamaya, farklı görüşlere saygı duymaya ve aklın ışığında bunları değerlendirmeye sevk ettiği için çok kıymetli ve gerekli.”
Yaren Topaler

“Gurbet duygusunu, yaşanılan karmaşık duyguları ve psikolojiyi bu kadar kısa zaman içinde böylesine güzel bir şekilde anlatabilmiş olmanız inanılmaz. Belki bu eseri izleyerek, birbirimize anlatıp zayıf görünmek istemediğimiz onca şeyi sadece kendimizin yaşamadığını fark etmemizi sağladığınız için çok teşekkür ederim. Romanınızı okumak için sabırsızlanıyorum.”
Okan Bayrak
“Seyircilerinzdan annem ve halamlar hiç gurbet yaşamamış insanlar olmalarına rağmen sanki kendi hikayelerini dinler gibi etkilenmiş ve ağlamışlar.”
İrem Dilaver
“Tiyatro seven sevmeyen herkesi buluşturan bir nevi terapiydi oyun.”
Senem Fırtına

“Aidiyet zor bir konu. Aidiyeti olanla uymayanı çarpıştırarak anlatmak, inanılmaz bir hikayeyi çok bilindik sanılan bir hikaye ile örmek. Keşke Almancam olsaydı bir de öyle izleyebilseydim diyecek kadar çok beğendim.”
Sedef Sıcakkan
“Türkiye’de doğup büyümüş ve Almanya’ya staj için gidip de oradaki Türklerin davranışlarını, bakış açılarını kendi içinde çok eleştirmiş biri olarak başka bir perspektiften baktım.”
Tuvana Ceylan
“50 yıl psikolog olarak çalıştım, şimdi emekliyim. İzlerken, keşke bu metinle iş hayatımın başında karşılaşsaydım diye düşündüm.”
Ludwigshafen am Main’da bir seyircimiz